Co-Opetition – 25 Haziran 2012

Gönderildi Haz 25, 2012 Genel | 119 yorum

 

Yale profesörlerinden, HonestTea kurucusu ve whynot.net bulucusu Barry Nalebuff, Co-Opetition felsefesini  “cooperate to enlarge the pie and compete to divide it up” diye anlatıyor. Gerçekten de “business is war” mantalitesi eskide kaldı. Co-Opetition’ın sağlaması oyun teorisiyle de, mikroekonomi kanunu “profit maximization” kuralıyla da yapılabilir.

Örnek olarak Coca Cola ve Pepsi’nin kolanın zararsız bir içecek olduğunu halka anlatmakta işbirliği yaparak pazarı büyütüp, pazar paylarını artırmak içinse birbirleriyle reklam ve promosyon alanlarında yarışmaları verilebilir. Ekosistemin gelişmesi için aynı sektördeki firmaların rekabet ederken, işbirliğinden sağlayabilecekleri sektörel faydaları göz ardı etmemeleri gerekiyor. Yurtdışındaki firmalar buna çok dikkat ediyorlar. Küçük şehir arabası kullanımını kolektif bir şekilde promote edip farkındalık yaratan Toyota, Citroen ve PSA Peugeot firmaları da, Toyota Aygo, Citroen C1 ve Peugeot 107 modellerini eş zamanlı piyasaya sürerek rekabet etmişlerdi.

Maalesef ülkemizde “Co-Opetition” henüz pek anlaşılmış bir konsept değil. Şirketler rekabette fiyat savaşları ve yıpratma savaşlarıyla kar marjlarını sıfıra çekmeyi hatta zarar etmeyi göze alabiliyorlar. Geçenlerde duyduğum bir fıkra da ülkemizdeki bu sorunu komik bir dille tiye alıyor:

Cehennemde her ülkenin içinde kızgın yağ kaynayan bir kazanı olurmuş ve günah işleyenler bu kazanlarda cezalandırılıyormuş; kazandan çıkmaya çalışanları zebaniler kafalarına vurarak geri kazana sokuyorlarmış.

Bir gün baş zebani bir bakmış ki diğer kazanlardan herkes çıkmaya çalışıyor, fakat Türkiye’nin kazanından kimse kafasını bile çıkarmıyor. Baş zebani diğer zebanilerden birini çağırmış ve sormuş “Niçin Türkiye’nin kazanından kimse çıkmıyor? Yoksa orada günahkar yok mu?“

Zebani: Olmaz olur mu?! Ama çıkmaya çalışanı alttakiler geri çekiyor…

 

The Accidental Entrepreneur – 15 Mart 2012

Gönderildi Mar 15, 2012 Genel | 19 yorum

Ex bir investment bankerken en sempatik bulduğum kitap (The Liar’s Poker ‘ı bir kenara ayırırsak) The Accidental Investment Banker’dı. Daha sonra girişimciliğe adım attığımda, geçmiş algoritmalarımla mevcut key wordlerimin sentezinden olsa gerek, Susan Urquhart-Brown’ın o çok da “Best Seller” olmayan kitabı The Accidental Entrepreneur’u elimde buldum. Susan kitabında “keşke önceden şunları biri bana söyleseydi, o zaman ben daha neler yapardım” diyerek girişimcilere tavsiyelerde bulunuyor.

Ben de hayatımın her evresinde, benim 1-2 sene önümden giden birinin (çok önde olanların hatırladıkları yanıltıcı olabiliyor  ve dinamikler de çok değişmiş oluyor) her anımda bana yol göstermesini çok istemişimdir.

Binaenaleyh, nispeten genç bir girişimci olarak yakın geçmişte çıkardığım dersleri ben de “blog”umda naçizane paylaşayım dedim. Sektördeki abilerimizi tebessüm ettirip, kardeşlerimize de birkaç tüyo verebilirsem ne mutlu bana :)

  • Poke the box! Geçtiğimiz haftalarda ülkemizi ziyaret eden Seth Godin’in Poke the Box adlı kitabında anlattığı gibi, fırsatlar inisiyatif alınmadıkça statikten kinetiğe geçemiyor. LinkedIn kurucusu Reid Hoffman da start-up kurmayı uçurumdan atlayıp yolda uçak inşa etmeye çalışmaya benzetmişti. Ama o adımı atmadan uçak kendiliğinden meydana gelmiyor. Bu yüzden harekete geçmekten, insiyatif almaktan çekinmemek gerek.
  • Manevraya hazır ol! Jessica Livingston, Founders at Work adlı kitabında önde gelen başarılı girişimcilerle söyleşilerde bulunmuş ve hepsinin hikayesindeki ortak noktanın evdeki hesabın çarşıya uymaması olduğu sonucuna varmıştı. Gerçekten de tüm business planlar ve projeksiyonlar bir yol haritası çizmek adına güzel, ama yola çıktıktan sonra birçok sürpriz ortaya çıkıyor. Bu kırılma noktalarında girişimcinin manevra kabiliyeti, azmi ve kararlılığı çok kritik rol oynuyor. Başarılı girişimci krizleri bir şekilde fırsata çevirebilmeli.
  • Fikrinle evlenme! Benim genç arkadaşlarda en çok rastladığım hastalık bu. Fikre körü körüne bağlanıldığında eksikler görülmüyor, belki de çok başarılı hale gelebilecek bir iş planı gerekli düzeltmeler yapılamadığından çürüyüp gidiyor. Diğer taraftan da olmayacak işten vazgeçebilmek de bir meziyet: Projenin olmayacağını anladığı anda fikri öldürmeyi becerebilmek de başarılı bir girişimcinin en önemli özelliklerinden olsa gerek. Bir diğer önemli nokta ise fikri potansiyel yatırımcılarla ve sektör duayenleriyle konuşurken paylaşmaktan çekinmeyin; onlar sizin fikirlerinize şekil verecek kişilerdir. Artık herkesin de bildiği gibi VC’lere NDA imzalatmaya kalkmak en büyük deal breaker olarak biliniyor.. Ve yine her zaman söylendiği gibi fikir değil, fikri hayata geçirebilmek önemli olan.
  • Önce Proje! Başarıyı yakalamak için girişimcinin start-up projesini hayatındaki en önemli varlık olarak (bebeği gibi) görmesi gerekiyor. Şirket kuruluşunda ve kuruluş sonrası asıl öncelik operasyonun kusursuz yürümesini sağlamak olmalı – sosyal hayattan geri kalmamaya çabalamak, kişisel maddi çıkarlar gözetmek, egolara yenilmek “epic fail” habercisidir. Bu noktada projenin ilerlemesi için mantıklı oranlarda dilute olmaktan gocunmamak gerektiğini de belirtmek isterim: 5m dolarlık bir şirketin tamamına sahip olacağına, 100m dolarlık bir şirketin yarısına sahip ol. Zaten artık ülkemizde de “capital is not a barrier to entry” gerçeği var. Güzel bir proje ve bunu gerçekleştirebilecek sağlam bir ekip kurulduysa fon bulmak artık çok daha kolay. Burada da kritik nokta doğru yatırımcıları seçmek oluyor. ;)
  • Takım Oyunu! Execution is everything! Hep bu konuya geliyoruz ama gerçekten de en kritik konu takım. Fonların da bilindiği gibi bir projeye yatırım yapacakken ilk değerlendirdikleri kriter management team. Başta Co-Founder olmak üzere, seçilen yönetim ekibi şirketin kaderini belirleyecek kişiler. Bu yüzden çekirdek kadronun aynı frekanslarda, aynı vizyona sahip ve aynı aidiyet duygusuyla çalışıyor olması çok önemli.
  • Egolar kapıya! Yukarıda da bundan bahsettim ama bunu ayrı bir maddede tekrardan vurgulamaya gerek duydum. Türk girişimcilerinin en büyük eksiklerinden biri de genelde kendilerini alanlarının profesörü olarak görmeleri. Başarılı bir girişimci “Hiçbir şey bilmiyorum” diye düşünerek her gün araştırmalar yapmalı, pazarı takip etmelidir – yeniliklerden bihaber olanlar çok geride kalıyor. Öte yandan, egosu yüksek girişimciler ne fonlar ne de sektördeki diğer insanlar tarafından seviliyorlar ve bu kötü reputasyon uzun vadede yine başarısızlığa tek yön bileti veriyor.
  • Zaman Yönetimi! 7/24/365 işle yatıp işle kalkmayan girişimcinin başarılı olma olasılığı tamamen şansa kalır.  Hal böyleyken de her anı iyi değerlendirmek, eldeki yapılacaklar listesinde hiçbir şeyi ertelememek gerekiyor. Her gelen to-do’ya top yere inmeden gelişine “done” diyebilmek gerek. Biriktiğinde toparlamak çok zor ve bu hızlı hayatta kaçan balığın büyük olma ihtimali de çok yüksek.
  • Networking! Bu başlığa gerek duydum ama yapacak pek yorum yok sanırım; hepimiz hemfikiriz diye tahmin ediyorum. Çıkın ve herkesle tanışın! Şirketin kapıdaki güvenliğinden bile öğrenecek çok şey olduğunu unutmayın.

EN EN EN ÖNEMLİSİ ise dürüstlükten ve prensiplerden (kabaca “adam”lıktan) ödün vermemek gerek. Hayat uzun, “doğrular mutlaka kazanır.”

P.S. En büyük Fenerbahçe!

Lidyana Hikayesi – 21 Şubat 2012

Gönderildi Şub 21, 2012 Genel | 84 yorum

Sevgili Blog,

Dediler ki her girişimcinin blog sayfası olmalı. Bildiğini, gördüğünü, düşündüğünü paylaşmalı. Ben matematik adamıyımdır ama bir de sözel yanımızı deneyelim madem. İlk blog yazımı buyrunuz efendim:

 

Fikir

Malumunuz ülkemizde E-Ticaret potansiyeli halen çok yüksek. Biz de önümüzdeki dönemde vertical’ın büyüyeceğine inandık. Hangi dikeye girelim diye baktığımızda, en büyük açığı takı & aksesuar alanında gördük ve yola koyulduk.

İsim Nerden Çıktı?

Proje başladığında kod adı Project M’di.  Yaklaşık bir ay boyunca tüm ekip, eş dost, focus grouplar uygun bir isim aradık. Kriterlerimiz gayet netti:

  1. Yazıldığı gibi okunsun,
  2. Çok uzun olmasın,
  3. .com domaini boşta olsun,
  4. Kelime anlamı olmasın, anlamı zamanla biz yükleyelim.

Sevdiğim bir dostumun eşi, tüm bu kriterleri göz önünde bulundurarak, parayı bulan ve mücevherata düşkünlükleriyle bilinen Lidyalılardan esinlenerek “Lidyana” ismini önerdi. “Go Lidyana!” kulağa nasıl geliyor diye test ettik, “yola devam” dedik.

Logo Ne Alaka?

Zannedilenin aksine logoda “havada, karada, suda” mesajı vermek gibi bir niyetimiz olmadı. Sevgili anneciğim Lidyana isminin Lidyalılardan geldiğini öğrenince, zengin tarih bilgisinden bize bir bukle bilgi sundu. Siz de buyrun buradan yakın:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Karun_Hazinesi


L’Equipe

Sevdiğim bir dostum her zaman şöyle der: “Ideas are nothing, execution is everyting!” Harbi güzel quote. Execution yapacak ekip çok önemliydi, biz de ona göre bir ekip oluşturduk:

Onur Kınay (Co-Founder & COO): 15 senelik arkadaşım. Yıllardır beraber bir iş yapma hayalimiz vardı; nasip oldu çok şükür. Detaycı kişiliği, çalışkanlığı ve tatlı/sert mizacıyla ideal bir yol arkadaşı. Onsuz Lidyana olmazdı. Cheers mate!

Deniz Gürbüz (Head of Biz Dev): Tam bir start-up adamı. Takım oyuncusu, adamın dibi, joker! Engin internet tecrübesi ve çok yönlü yetenekleriyle takıma yüxek katma değer sağlayan güzel insan.

Güney Can Gökoğlu (the CTO bitch!): Tipik bir 01Adanalı, tek kişilik dev kadro! Yetenekleri tartışılmaz, her ricamızı anında realize edebilen teknik guru(ru)muz!

Ayrıca  tek tek seçilmiş “business partner”larımıza buradan teşekkürü borç bilirim. Sırada ünlülerle ilgili birçok sürprizimiz olacağını da buradan müjdeleyeyim.

Investors

Tabi  internet camiasında en çok merak edilen kısım ve olayın en alengirli tarafı burası sanırım. Online ve offline ticaretin babaları (markafoni, yemeksepeti, Ulusoy, Öztanık), milli gurumuz Arda Turan ve finans camiasının sevilen simaları (Raiffeisen Türkiye ekibi) nasıl bir araya geldiler…

Bunu da başka bir blog yazıma saklayayım bari ;)